İçimdeki Çocuk
İçimdeki Çocuk
Hayat tutmanın ve serbest bırakmanın dengesinden oluşan bir salınımdır.
41 yaşımdayım. Kadınım. Anneyim. Partnerim. Terapistim. Ve içimde bir çocuk taşıyorum; hikayesi yarım kalmış bir çocuk.
O yılları çok net hatırlamıyorum. Gözlerimi uzaklara dikip benliğimin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıktığımda kızgın ve asık suratlı bir çocukla karşılaşıyorum sıklıkla. Size burada harika bir çocukluk geçirdiğim hikayesini anlatabilirim, çünkü bu doğru, en azından kısmen. Herkes gibi benim de çok güzel geçen zamanlarım oldu tabii, ve yine herkes gibi korkuyla ve, kafa ve yürek karışıklığıyla bezeli günlerim de oldu. Fakat çocukluğumdan geriye kalan belirgin bir his var ki ‘kızgınlık’. Ya siz, - hiç, merak edip de baktınız mı bu hissin ne olduğuna; büyürken ananız, babanız ya da her kimse size bakıp sizinle ilgilenen kişinin ilgisine, sevgisine ve korumasına tartışmasız muhtaç olduğunuz o günlerden bugüne miras kalan hissin ne olduğunu hiç bilmek istediniz mi?
Hayatımın uzunca bir bölümünü yaşamdan ve kendimden kopuk yaşamışım meğer. Ya hiç bağ kuramamışım ya da bu bağı öfke ve korku üzerinden kurmuşum. İki uç arasında salınırken yaşadığım hayal kırıklıkları, duygusal yük ve yorgunluğun hesabını sakın sormayın bana, çok fazla ve genelde birbirinin tekrarı.
İlişkiler bize kendimize dair çok şey söyler.
Mesela arkadaşlarınızla ya da sevgilinizle duygusal olarak yakın bir ilişki kurabiliyor musunuz?
Ya da onlara özünde gerçekten ne istediğinizi veya nasıl hissettiğinizi rahatlıkla ifade edebiliyor musunuz?
Biraz daha derinlere inelim; kendinizi sevilmeye, beğenilmeye, takdir edilmeye değer buluyor musunuz?
Peki ya ilişkilerinizde ihtiyaç duyduğunuz kadar sevgi, güven ve şefkati bulamazsanız!…
Avını kovalayan bir kaplana mı dönüşüyorsunuz; kalpsiz bir yargıç olup kendinizi acımasız bir sorgulama sonrası yargılardan yargılara mı mahkum ediyorsunuz, yoksa giderilmeyen bu ihtiyaçlarınızdan dolayı kendinizi pamuklara sarıp sarmalayıp misler gibi mi bakıyorsunuz ruhunuza ve bedeninize?
Bu liste uzadıkça uzar. Ama bu sorulara verdiğiniz cevaplar kendi öz benliğinizle çocukluk yıllarında koşullanmış ilişkinize ayna tutmada çok şey anlatır. Ve eğer içinizde yaralanmış, korkmuş, kafası bir şey yüreği başka şey söyleyen bir çocuk buluyorsanız ve bu çocuğun büyüyüp kocaman insan olduğu şimdiki siz duygularınızı ve isteklerinizi açıklamaktan utanıp korkuyorsanız; kendiniz olmaktan köşe bucak kaçıyor ya da her duyguyu aşırı uçlarda deneyimliyorsanız belki de kendinizi pamuklara sarıp sarmalamanın zamanı gelmiştir.
Şefkatin ve minnet duygusunun mutlu olmaya giden yolda kestirme yol olduğunu biliyor muydunuz? Bırakın iş hayatında güç peşinde koşmayı, boş verin banka hesaplarını şişirmeye çalışmayı, vazgeçin sevgi alayım diye ödünler dağıtmayı. Kaç kere okuduk Budanın hikayesini, hepsini denemiş de sonra dönüp dolaşıp oturduğu yerden nefesini izlemekte bulmuş şifayı, cevabı ya da her neyse aradığı şeyi. Kaç bin yıldır aramış insanoğlu mutluluğu güçte, unvanda, sevgilinin koynunda olmamış işte, olsaydı duyardık şimdiye çoktan. O zaman ne diye sanki hiç denenmemiş bir şey gibi didinip duruyorsunuz ki? İlk siz mi olacaksınız içinizdeki eksiği, sızıyı bunlarla kapatabilen, ya da şifalandıran. Siz gelin kendinize her gün aç karna bir doz şefkat ve bir doz da minnet duygusu verin. Hatta bu doz yetmezse akşamları yatmadan önce de alıverin o zaman. Tek yapmanız gereken gözleri kapatıp dudaklarınıza hafiiiiften bir gülümse kondurup nefesiniz yumuşayana, yavaşlayana ve su gibi akana kadar kalmak öylece birkaç dakika. Ama söz verin ne yargıçlık taslayacaksınız kendinize ne de eğer kıpırdanmaya başlarsa içinizde; öfkeye, alınganlıklara, hüzne kaptırıp koyuvermeyeceksiniz kendinizi. Göz pınarlarınıza yaşlar birikirse dudağınızdaki gülümsemeyi hatırlayacaksınız ve yutmadan gözyaşlarını ve coşturmadan hıçkırıkları izin vereceksiniz içinizdeki destek bekleyen o yerin kendini ifade edebilmesine.
Kaç yaşına geldiniz ve neler neler oldu yaşamınızda bu yaşa kadar, kim bilir? Ve neler gömdünüz, bedene ve ruhunuzun derinliklerine…
Yaranız ne kadar derin ne kadar büyük olursa olsun, kendinizi iyi hissetmeniz için tek yol, o feci kaşıma arzusuna kapılıp kabukları koparıp soyana kadar kaşınmak değil, bir neyzen misali nefesleri uzun uzun üflemektir. Deneyin bir, işe yaramazsa ses edin başka seçenekler bulalım. Ama illa ki yaraları kanatarak yaşamaktan vazgeçelim!
...
...





