YepisYeniBirGünBuGün
YepisYeniBirGünBuGün
Artık ileriye bakmanın zamanı geldi. Geçmişi silkeleyip kendimizi özgür bırakmanın. Artık saklanmaya gerek yok, dışarı çıkabilir ve bizi yakalayıp da elimizi kolumuzu bağlamış; yüreğimizi ve bilincimizi ele geçirmiş o duyguya ya da duygulara izin verebiliriz. Belki şimdiye kadar bizi neyin esir aldığını hiç bilmedik, öyle derinlerdeydi ki bu duygu ve öylesine bizi bizden koparıp götürüyordu ki, cesaretimizi bir türlü toplayamadık peşine düşmek için bu gölgenin.
Ama belki artık zamanıdır saklanmış o küçük çocuğa el uzatmanın. Artık yetişkin bireyleriz, her günümüz gözümüzü açtığımız andan itibaren bambaşka yepyeni bir gün olabilir biz istersek. Artık seçeneklerimiz var, biliyoruz! Yoksa unuttuk mu bunu? Öyleyse hatırlatalım her sabah kendimize bugün yeni bir gün farklı seçimler yapabileceğim bir sürü fırsatla dopdolu yepyeni bir gün. Yeter ki ben gözümü ve kalbimi açabileyim doğan güneşle beraber yaşama.
“Olmuyor zihnim bir türlü izin vermiyor, öyle çok konuşuyor ve öyle ikna edici iddialarda bulunuyor ki karşı durmak çok zor”, diyenlerinizi duyuyorum.
“Her güne yaşamımda yepisyeni bir günmüş gibi başlamak çok güzel bir fikir ama olacak şey değil, bir rutinim var benim; her gün yapmam gereken tonla işim, gücüm sorumluluklarım var. Ne yani şimdi her şeyi tepetaklak bırakıp bambaşka bir gün mü yaşamamı söylüyorsunuz, yok artık!”, diye söylenenleriniz de var aranızda onların da sesi geliyor kulağıma.
Bir de tamamen kendini bırakmış umudu çoooktan yitmiş gitmiş olanlarınız var tabii. Eh bunlar çok şık laflar sayın bayan bilmem kim. Ya sen benim neler yaşadığımı biliyor musun ki? Böyle şirin şirin konuşup bilgiçlik taslamakla değiş, değiştir demekle olmuyor. O iş öyle senin sandığın gibi kolay değil. Sabah gözünü açıp da günü selamlamakla olmaz, değişmez yaşanılanlar kolay kolay!
Evet haklısınız hepiniz haklısınız. Ama siz gelin şu anlatacağım şeye bir kulak verin hele…
Beynin ve merkezi sinir sisteminin ana amacı hayatta kalmak. En büyük ve başat hedefinin yaşamı sürdürmek olduğu beynimizin olumsuzluk yanlısı bir yapılanmaya sahip olduğunu biliyor muydunuz? İngilizcede bilim adamlarının buna verdiği ad: ‘Negativity Bias.’
Beynimizin tehlikelere karşı yaşamda kalabilmek istiyorsa evrim süreci içerisinde olumsuz deneyimlerden ders çıkarması çok önemliydi. Bu yüzden survival moduyla evrimleşme süreci boyunca olumsuz deneyimleri anında hafızaya kaydeden özel devreler oluşturdu. Diğer yandan olumlu deneyimlerin kaydedilmesi çok şaşırtıcı ve çok yoğun deneyimlenen olaylar değilse eğer, standart hafıza sistemine bağlı kalmaya devam etti. Yani pozitif olayların kaydedilebilmesi için bir şeyin farkındalık alanı içinde saniyelerce kalması ve bunun tekrarlanması gerekiyor.
Çünkü ancak bu sayede kısa süreli bellekten uzun erimli belleğe aktarım gerçekleşebiliyor.
Eh bunu kaçımız yapıyoruz ki, yani kaçımız gün içinde bizde hoşluk yaratan anlara sahip çıkıp onun uzun dönemli belleğe geçişine destek oluyoruz?
Peki yapmadığımızda, biz bu farkındalığa sahip olmadığımızda neler oluyor?
Bu hoş deneyimler beynimizden su gibi akıp giderken beyin olumsuz deneyimleri harıl harıl kaydediyor.
Bunun bizim gündelik yaşamımızdaki etkileri de şöyle kendini gösteriyor:
Stresli durum ve olaylar karşısındaki hassasiyetimiz gittikçe artıyor. Hayat iniş çıkışlarla dolu ve hatta bazen üstümüze öyle gelir ki yaşam, artık bundan daha kötüsü olamaz dediğimiz anda bir tekme daha savuruverir adama. Yani stressiz bir yaşam istiyorum diyenler, hayatta başarılar size, işiniz zor! Ama ben diyorum ki, başımıza gelenler değil yaşadığımız olumsuz şeylere nasıl tepki verdiğimiz asıl bakmamız gereken şey. Eğer kendimize yardım etmek istiyorsak ve hep özlemle andığımız olumlu değişimlere kapıyı aralamaya niyetimiz varsa…
Stresli durumlara tahammülümüzün kalmaması dışında başka ne tür metamorfozlara uğruyoruz?
Çok çabuk sinirlenen bir tip oluyoruz, pişmanlıklar koleksiyonu yapıyoruz mesela. Siz de rastlamışsınızdır mutlaka, ve hatta belki bazılarınızın anası babası, ninesi, dedesidir bu kişiler. Bazı yaşlı teyzeler ve amcalar vardır ya hani, aksi mi aksi ya da ağzından ‘ahh ahh ben yaptım yavrum sen sen ol uzak dur şundan bundan’ ya da ‘ahh ahh şunu şöyle, bunu böyle yapaydım ama bilemedim işte’, diye bitmez tükenmez söylevler çeken. Takılmış bir plak gibidir onların o hali. Ya her şeye kızarlar; her şey ve herkes yanlıştır, defoludur çünkü ya da yaşamları boyunca yaptıkları her şey eksik ve hatalıdır.
Alıngan mı alıngan oluruz her geçen gün. O bana şöyle şöyle davranmadı, halbuki ben ona zamanında neler neler yapmıştım; falanca bana şöyle dedi ya da böyle demedi, sokakta yürürken filanca bana selam vermedi diye yerden yere vururuz hayatımızdaki insanları. Dışarıdadır odağımız sürekli, kaydedecek ya beyin her olumsuz şeyi! Dış olaylara ve kişilere bağımlı bir ruh haliyle ha bire saldırı ve savunma planları içinde yaşamda kalma savaşı veriyoruz burada az biraz durun hele. Ya da şöyle de ifade edebiliriz: Geçmişte yaşanmış olumsuz olayın ya da olayların gölgesinden bir türlü güneşe çıkaramıyoruz ruhumuzu da bedenimizi de.
Eh hadi o zaman bir egzersiz önerisi hepimize yaşamımıza dahil edelim diye. Sağlıklı bir beden ve mutlu bir benliğe sahip olmak için yogadan, ayurvedik beslenmeye, yürüyüşten, pilatese, o yiyecekten bu yiyeceğe bir sürü şey deneyen onu bırakıp buna geçen hep bir arayış içinde olanlar çok aramızda. Ben size beyniniz için bir egzersiz öneriyorum, ne de olsa o da bedeninizdeki diğerleri gibi dur duraksız görevini yerine getirmek için çalışan bir organ, ona da bakmanız, onun da iyi halini gözetmeniz gerekmez mi?
İkna olmuşlar, yazıyı okumayı bitirir bitirmez başlamanız için…
Belki diyen, ikna olacak ama hala direnenler, azar azar uygulayıp merakınızı taze tutmanız için…
Hadi canım safsata bunlar diyenler, eşinizle dostunuzla sohbetinize katıp güzel zaman geçirmenize katkısı olması için…
Önerdiğim beyin egzersizi bakınız aşağıda efendim:
Hayatınızda genelde fark etmediğiniz iyi şeyler neler? Bu soruyu her sabah uyanınca ve akşam uyumadan önce soracağız.
Fark ettiğiniz ama genellikle hoş ve keyifli bir deneyime dönüştürmediğiniz üzerinden geçip gittiğiniz olumlu olaylar neler? Çocuğunuzla şakalaştığınız anlar, eşinizle telefonda birbirinize hal hatır sorduğunuz konuşmalar, dostunuzla içtiğiniz bir kahve, ya da mahallenizdeki manavın gülümseyerek sizi selamladığı an… Bunu günün sonunda mesela akşam yatağa yattığımızda soralım kendimize. Anıları henüz tazeyken…
Peki iyi bir şeyi fark edip, hoş bir deneyim yaşayıp bunun şöyle saniyeler boyunca sürmesine ne sıklıkta izin veriyorsunuz?
Mesela alışverişe çıktınız, zihniniz her zamanki gibi vızır vızır, bir anda bir ağaç dalı ve yaprağında da kocaman bir çiğ tanesi gözünüze ilişti, ahh dediniz bir an için, ne kadar güzel! Ve hooop devam ettiniz yine, hmmm bu akşam için tavuk mu yapacaktınız, makarna mı? Oysa nörobilimcilerin bizden istediği çok basit: bize kendimizi iyi hissettiren o çiğ tanesine ve yaşattığı deneyime sadece bir 30 saniye daha tanımamızı istiyorlar.
Sonra markete vardınız aklınızda ne alacaktım telaşı sürerken bir çocuk kıkırtısı çalındı kulağınıza bir an dikkatiniz bu sese kayıp da nereden geliyor diye etrafa göz attığınızda, az ileride annesiyle oynaşıp kıkırdaşan küçük çocuğu farkettiniz; yüzünüzde bir gülümseme yüreğinizde bir şefkat tınısı beliriverdi belki. Eh o zaman, her neyse o tatlı duygular, bir deneyime dönüşmesi için bir 30 saniye daha kalacaksınız yaşadığınız deneyimin içinde. Sadece duracaksınız o hisle bir 30 saniye daha, hepsi bu.
İhtiyacı olan şey zamansa eğer beynimizin olumsuz olaylar yanında olumlu yaşanmışlıkları da kaydetmesi için, ne duruyoruz verelim o zamanı. Ne çıkar ki biraz hızımızı yavaşlatsak. Hem belki o zaman, masanın altına saklanmış, dolabın içinde bulunmayı bekleyen veya yorganın altına büzüşmüş o küçük çocuğa el uzatacak cesaretimiz, yaşam sevincimiz ve umudumuz olur. Kim bilir Belki!
...
...






