Header Information
Header Information
Sihrini Yaşa
Sihrini Yaşa

Blog

Yeniden Bağ Kurmak

Yeniden Bağ Kurmak

Akışta kal!


Bunu sadece okuduğu yazılardan ve/veya duyduklarından öğrenip kendi hayatlarında ne kadar akışa sahip oldukları müphem bilgiçlik taslar bir havada ya da dünyanın en sevecen hallerini bir giysi gibi üstüne geçirmiş, insanlara anlatanlara ve bunu özellikle de yardım arayışı içinde olanlara, çok yaşadım çok gördüm edasıyla yapanlara, söyleyecek lafımız yok tabii.


 


Onların da hepimiz gibi ilgiye ve takdir görmeye ihtiyaçları var ve içinde oldukları bu kandırmacanın altında yatan hepimizin yakından bildiğimiz bu oldukça insani güdüler öyle baskın ki farkındalık alanı üzerine bir sis gibi çöküvermişler. Söyledikleri ve rolünü oynadıkları şeylere ne kadar uzak oldukları gerçeğine bakamayacak kadar sise boğulmuş bilinçleri.


 


Bildiniz bu kadar laf geçirdikten sonra size “akışta kalın” diyenlerden biri olmayacağım.


 


Akışta kalmak sadece lafla öğütlenecek kadar kolay gerçekleştirilebilecek bir şey olsaydı keşke. İnanın bu benim de pek hoşuma giderdi. Ama ne yazık ki sadece zihinsel bir komutla olabilecek bir hedef değil bu.


 


Hedefim akışta kalmak ve içerisi kaynar kazan - ilişkiler bölük pörçük, duyguların dalga dalga kabarması birinin püf demesine, ufacık bir terslikle karşılaşmama bakıyor; orada burada beklenmedik yerde ve zamanda korkular ense kökünden girip omuzlara ve oradan kalbe yayılıyor; yerimizde duramıyor, susmak bilmeden konuşup yavaşlamaktan ödümüz kopuyor; ya da kımıldayamamacasına çökmüş bir halde iken nasıl akışta kalacağız, bana bir anlatır mısınız rica etsem!


 


Zihin ve beden arasında doğal bir akış olmadığında yani beden bir tehditi ya da bir tehlikeyi alt etmeye çalışmakla uğraşırken zihni akışta olmakla ilgili bilgilerle doldursanız ne fayda?

İçeride ifade edilemeden bastırılmak zorunda kalmış bir öfke duygusu varken yüzünüze gülümsemenin en afillisinden yerleştirseniz ne olacak? Belki buna inanmaya gönüllü üç beş insanı kandıracaksınız ama kendinizi asla.


 


Travmalar sinir sisteminde hapsolmuş enerji ve yarım kalmış motor tepkiler demektir. Önce bu enerjiyi boşaltmak, zihinde bitmiş ama bedenin hala bitmediğine inandığı hikayede vermek istediği ve yarım kalan tepki her neyse tamamlaması için zihne ve kalbe ihtiyacı olan güveni sunmak gerek.


 


Yoksa yaşamlarımızda her yeni an geçmişin rengini alacak ve anda yeni deneyimler edinerek akışa sahip olabilmek mümkün olmayacaktır.


 


Travma demek anı geçmişten gelen fizksel duyumlarla deneyimlemek demektir. Ve bu duyumlar hoş duyumlar değildir. Hal böyleyken hayattan keyif almaya çabalayan siz sebebini bir türlü anlayamadığınız bir şekilde çabalar durur ama bir türlü gerçekleştiremezsiniz. Herhangi bir şey hoşunuza gittiğinde, ya da size kendinizi iyi hissettirdiğinde bunun bedende mutlaka bir yansıması vardır. Sadece zihinle yönetilen bir yaşamda deneyim kazanamazsınız. Duyguların ve düşüncelerin zihinsel alışkanlıkların dışında daha derin bir yerden gelmesine izin vermeyi öğrenmek paha biçilmez değişimlerin de kapısını aralayacaktır hayatınızda. Zihinle ancak, anlar, tanımlar, analiz eder, sonuca bağlarsınız. Zihinsel algının bedendeki duyumsal deneyimini anın içine davet etmeniz zihin-beden arasında akışı sağlayacak ve yaşam sadece bilgi topladığınız keyif almaktan yoksun bir tecrübe olmanın ötesinde bir sürece dönüşecektir.


 


Travmatize olmuş kişi bedenini hissetmeyi sevmez. Çünkü bedensel hisler ona bir zamanlar yenik düştüğü, baş edemediği bir olayı anımsatır. Bu çok olağan, çok anlaşılır bir şey değil mi?


 


Bedendeki duyumlara kulak verdiğimde dehşete düşüyor ya da gözlerim yaşlara boğuluyorsa o zaman ya hissetmeyeceğim bedenimi ya da kendimden ayrı tutup onu zihnimle kontrol ettiğim bir objeye dönüştüreceğim. Bu anlaşılır bir şey olmakla birlikte karşılığında ödediğim bedel çok büyük: Akışta olamamak, anı deneyimleyememek ve dolayısıyla hayattan keyif alamamak.


 


Akışta olamıyorsanız, kendinizi suçlamaktan ya da bana söylenen her şeyi yapıyorum ama niye olmuyor diye moralinizi bozmaktan vazgeçin, bedeninize şefkatle yeniden el uzatın. Bedeniniz sizin eviniz, yerleşmeyi deneyin içine adım adım. Nasıl hissediyor, neye ihtiyacı var kulak kesilin. Zorlandığınız, ya da size çok fazla geldiği, sınırlarınızın zorlandığını hissettiğiniz yerde bilin ki çok aceleci davranmışsınız, durun biraz. Unutmayın amacınız hayattan keyif almak.


 


Ve bu bir hedef değil, çalışmanın ta kendisi!

...

...