Travmatik stres - bedenlerimiz ve yoga
Travmatik stres - bedenlerimiz ve yoga
Yogayla ilk tanışmam bundan on yıl önceydi. Pek de olumlu bir deneyim olduğu söylenemez. İlk çalışma beni mahvetmişti. Çok popüler bir stüdyoda yine çok popüler bir hocanın dersine girmeyi seçmiştim. İlk deneyimimin mükemmel olmasını istiyordum.
Fakat ne oldu dersiniz, sıkış tepiş bir ortamda hocanın sesini güç bela duyarak ve ilk defa denediğim pozları kendime ve herkese inat yapabilmek için binbir güçlükle hocanın arada sırada gösterdiği hareketleri görebileyim diye cebelleşerek geçen dersin ardından muhtemelen kasları ve eklemleri gereğinden fazla zorlamış olmamdan olacak ki günlerce ağrı çektiğimi hatırlıyorum. Böyle böyle bir süre zorlayarak kendimi gittim o stüdyoya ve sonrasında uzun bir süre ara verdim.
Çok tepkili bir insandım o zamanlar, duygularım kendiliklerinden beni aşıverip anımı ele geçirirlerdi sıkça. Sürekli kabaran duyguları dizginlemeye çalışarak yaşamaktan yorulmuş artık kendime de çaktırmadan ya da belki daha çok içgüdüsel bir yönelimle çözüm aramaya başlamıştım. Durum böyleyken yığınla tanımadığım insanın doluştuğu bir salonda bulunmak bile tek başına benim için tetikleyici bir durumdu. Bir de bunun üzerine çok hassas bir ilişkiye sahip olduğum bedenimi acayip acayip pozların içine sokunca zaten tetiklenmiş olan sistem iyice zıvanadan çıkmıştı.
Ancak bir iki yıl sonradir ki tekrar denemek istedim yogayı ve bu kez bambaşka bir deneyim oldu benim için. Derste dört kişiydik. Yine biraz huzursuz hissediyor olsam da dersin sonuna doğru bu hissim azalarak devam etmişti ve pozların tarifinin tam yerinde ve kararında oluşu ve hiçbir efor sarfetmeden her şeyi tane tane duyabilmek bedenimle telaşsızca çalışabilmemi mümkün kılmış, yanlış yaptığım yerlerde bizzat hocanın kendisi tarafından sakince bu hataların düzeltilmesi lüksü de buna eklenince nihayetinde nefesimi ve bedensel hislerimi ilk defa keyifle fark edebilme fırsatına nail olmuştum ve şavasana tam bir huşu anıydı benim için. Bu çok garipti çünkü ilk defa kendi bedenimde bu kadar keyifli hissetmiştim. O gün bugündür yoga hayatımda kendime sunduğum bir hediyedir benim için.
Hepimiz biyolojik ve nörolojik olarak acil durumla mücadele edecek şekilde programlandık. Travmatize olmuş kişi zamanın içinde donmuştur bir nevi. Faaliyete geçmiş olan acil durum programı tamamlanamadan engellenmiş olduğu ve bu program sırasında bedende üretilen enerji boşaltılamadan sistemde sıkışıp kaldığı için - yani sinir sisteminde ve kaslarda. Bu yüzden kişi genellikle kendi bedenindeki hisleri duyumsamaktan korkar ve dolayısıyla kaçınır. Ve ne yazık ki bu kaçınma kişinin andan keyif alma yetisini kaybetmesine neden olur. Olmakta olan şeyin farkında olmadıkları gibi, olan her neyse onun değişebileceği ihtimalini de bilmezler. Bir şey sanki hep devam edecekmiş gibi hissederler. Tek başına bu beceriyi kazanmak bile, yani değişimin mutlakiyetini bilerek anın farkında olabilmenin kendisi, büyük bir çabadır travma geçirmiş bir kişi için. Ve bu yüzdendir ki bilinçli bir şekilde verilen bir yoga dersine düzenli katılım, bedensel hisleri duyumsamayı ve değişimlerine tanık olmayı deneyimletebildiği için donma halinden çıkmayı ya da aşırı tetiklenmiş sistemin sakinleşmesini ve dolayısıyla yeni deneyimlerin yaşanmasını ve yeni bakış açılarının oluşmasını destekleyen bir çalışmadır.
Bazılarınız duymuştur üçlü beyin teorisini: neokorteks - limbik beyin - sürüngen beyin. Bu ayrımı nörobimciler evrimsel açıdan yapıyorlar, yani beynimizi evrimsel gelişimine göre göre üç bölüme ayırıyorlar. Ve bu teoriye göre bedenin sakinleşmesi, dinlenmesi, beslenip, büyümesinden ve üretiminden sorumlu olan sürüngen beyin travmatik stres söz konusu olduğunda işini yapamaz hale geliyor ve dolayısıyla kişi genellikle duygusal olarak sınırda, yerinde durmayı ve yavaşlamayı sevmeyen, ve kafası karışık bir şekilde yaşıyor. (Ve işin kötüsü Batı kültürlerinde bu tarz yaşamlar destekleniyor maalesef; efektif, hızlı, sürekli çalışan bireyler övülüp onay alıyor. Böyle olunca yavaşlamayı, sessizleşmeyi destekleyen pratikler de değersizleşiyor kaçınılmaz olarak).
Travma bedenin korku, aşırı tetikte olma ve/veya panik halinde donmasıdır. Travma ile evimizi kaybederiz, dönebileceğimiz güvenli bir evimiz yoktur. ‘Yoga eve nasıl geri dönebileceğinizi ve orada güvende hissetmeyi öğrenmektir‘. Çoğu travmatize olmuş kişi için bedenleri güvenli bir yer değildir ve iyi bir yoga dersi kişiye benim ikinci deneyimimde olduğu gibi ‘şavasana’ya gelindiğinde - yani bedeni onlarca farklı pozun içine sokup çıkarıp, epeyce bir çaba sarfettikten sonra artık yerde uzanıp da nefeslerine kulak verdiğin, iç dünyanla ve dış dünyayla arandaki bağı deneyimlediğin yoga pratiğinin o son aşamasına gelindiğinde, travmatik stres yaşayan kişi için iki ihtimal vardır: ilk defa yaşadığı ve paha biçilmez keyif aldığı bir an olabilir burası ya da tam tersi yazının başında aktardığım deneyimimdeki gibi dayanılmaz bir tecrübe de olabilir.
Gerçekten de, yoganın, bedeninde kendini güvende hissetmeyi bilmeyen kişiler için nasıl bir deneyim olacağı ne tür bir hassasiyetle ve farkındalıkla veriliyor olmasına yani ‘yoga eğitmenin’ verdiği dersin niteliğine kuvvetle bağlıdır. Bununla birlikte, travmatik stres yaşayan kişilerin bedenlerini tekrar duyumsamalarına yoga yardımcı olsa da, bu beden içinde kendilerini yeniden güvende hissetmelerini sağlamaya yetmeyebilir. Böyle bir durumda bireysel destek de alındığı taktirde yoganın faydası daha fazla hissedilecektir.
Duygusal regülasyonu zayıf biri için nefesleri kullanmayı öğrenmek yoganın sunduğu bir diğer müthiş araçtır. Susmanın bir koşul olduğu yoga çalışmasında kişi nefeslerine kulak verecek bolca zamana sahip olduğu gibi bir de dersin içine örülmüş pranayama teknikleri sayesinde bağ kurmakla kalmayıp nefeslerini kullanmayı da öğrenir. İçinde coşan dalgaları uzun uzun üflediği nefeslerle sakinleştirebileceğini bilir artık. Önceden çaresiz hissettiği birçok şeyde artık kontrol sahibidir. Bu paha biçilmez bir kazanımdır!
Hayatın her anını kendi eşsizliği içinde yaşamanız dileğiyle,
Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın.
...
...





