Header Information
Header Information
Sihrini Yaşa
Sihrini Yaşa

Blog

Travma ve Spiritüellik

Travma ve Spiritüellik

Travma ve Spiritüellik

Travmatize olmuş kişiler parçalara ayrılmıştır ve bedenlerinden kopmuşlardır. Hissetmekten kaçınmak ya da hisleri kısıtlamak, farklı ton ve nitelikleri yok ederek her şeyi, iyi/kötü; siyah/beyaz; benimle beraber ya da bana karşı’ya dönüştürür.

Ve aslında bu durum sadece travmatize olmuş kişiler için değil ama aynı zamanda Batı toplumlarında çoğu kişi için de geçerlidir; modern Batı kültürü belki daha az dramatik bir şekilde ama kesinlikle içsel duyum pusulaları şaşmış bireyler yetiştirmektedir.

Beden ve zihin birbirinden kopmuş ve hatta beden, zihni oradan oraya götüren bir taşıyıcıya indirgenmiştir.

Düşünüyorum öyleyse varım!

Travma kişiyi kronik bir bağ kuramama haline mahkum eder; beden ile ilişkinin sürekli bir biçimde kopuk olması kişiyi bu anda ve burada olanla ilişkilenebilmekten alıkoyar.

Travmanın iyileştirilmesinin en büyük hediyesi bu bağlamda, yaşayan, hisseden ve bilen bedenin yeniden keşfedilmesidir:

Duyumsuyorum, Hissediyorum, Algılıyorum ve Düşünüyorum…

Bu yüzden yaşamdayım ve gerçeğim!

Travma şifalanma sürecinde kişi, teslim olmayı öğrenmeye başlar.

Direndiği ve yok saydığı korku ile örülü hislerini güvenli bir ortamda azar azar yeniden hissetmeye teslim oldukça, saplanıp kaldığı girdaptan da yavaş yavaş çıkmaya başlayacaktır. Bu süreç, donmuş halden çözülerek yavaş ve nazik bir şekilde özgür bir akışa geçiş olarak tanımlanabilir.

Bu özgür akışın içinde, ayrık düşmüş benlik parçalarının kontrol dışı ve kopuk döngüselliğinin iyileştirilmesi sayesinde, parçalanmışlıktan bütünlüğe doğru bir hareket başlamıştır.

Evlerine, bedenlerine geri dönmüşlerdir ve burayı sanki ilk defa ziyaret ediyor gibidirler.

Travma, dünya üzerinde yaşanan bir cehennem olabilir belki ama travmanın iyileştirilmesi de değeri ölçülemeyecek bir hediyedir.

We shall not cease from exploration

And the end of all our exploring

Will be to arrive where we started

And know the place for the first time. ~~ T.S Eliot:

Keşfetmeyi bırakmayacağız hiç bir zaman

Ve tüm keşiflerimizin sonu

Başladığımız yere ulaşmak olacaktır

Ve bu yeri ilk defa görüyormuşçasına tanımak.

Neden olduğu dehşet verici deneyimlere rağmen travma aslında çok büyük varoluşsal ve spritüel erişimler için potansiyel bir güce sahiptir.

Egonun gücünün sarsılması ya da yerinden edilmesi, kişiyi kendisi ve gerçeklikle çok daha derin düzeylerde yüzleşmeye zorlar.

Travma demek deneyimin altında ezilmek ve çaresiz hissetmek demektir.

Ve egonun yerinden edilmesine neden olan bu deneyim kişiyi iç ve dış dünyanın daha önce tanımadığı yönleriyle karşı karşıya bırakır.

Derin bir spritüel sorgulama sürecini tetikler.

Ruh, genişlemek ister ve bölünmüşlüğe tahammül edemez.

Yaşamın anlamı sorgulanır ve eski yanıtlar artık yeterli değildir.

Önceliklerin sırası değişmiştir.

Kimliğe dair düşünceler, acı çekmenin değeri, adaletin önemi ve affetmenin yerindeliğine ilişkin anlayış çok daha kapsamlı bir yaşam eylemi içinde olmayı gerektirir.

Zaman travma sonrası ve öncesi olmak üzere ikiye bölünür.

Eskiden anlam üreten yollar darbe almıştır ve artık işe yaramamaktadır.

Çoğunlukla kim olduğuna dair bir bilinmezlik içine düşülür ve ilerlemek müthiş zor bir edimdir.

Yaşamın içinde eyleme geçmek üzere yeni ve kapsamlı yollar bulana kadar kişi çoğunlukla kaybolmuşluk hissiyatı içinde dolanıp durur.

Destek, rehberlik ya da derin düşünce olmadığında travma deneyimi ile yüz yüze gelinen yaşam gerçekliğini, bütün içinde entegre etmeye izin verecek yeni anlam çerçeveleri oluşturmak neredeyse imkansızdır.

Bazı Doğu Budist gelenekleri travmatik deneyimlerin egonun hükmeden krallığını ortadan kaldıran ve bilincin ben ötesindeki boyutlarına erişimi mümkün kılan spiritüel aydınlama için mevcut dört yoldan biri olduğunu söyler:

Meditasyon, Seks, Ölüm ve Travma.

Bunların hepsi de potansiyel olarak çok büyük bir teslimiyetin katalizörleridir.

Uygun ilgi, şefkat ve yönlendirme ile travmanın sarsıcı etkilerinin üstesinden gelmek, yaşama yönelik kısıtlayıcı yaklaşımları kırmak ve daha duyarlı ve şefkatli kişiler olmak mümkündür.

Travmatik deneyimler iyileşme sürecinde, bu sürece sevgi ve anlayış eşlik ettiğinde sorunun kaynağı olmaktan çıkarlar, ve aslında tüm diğer varlıklarla bağ kurmayı mümkün kılan köprüler haline gelebilirler.

Kopukluğun, çaresizliğin ve korkunun üstesinden gelmek için varoluşlarının merkezinde yaşayan Ruhu keşfetme şansına sahiptir travmatize olmuş kişiler, ve bu her ne kadar sancılı bir deneyim olsa da aslında bir fırsattır!

Güçsüz olabileceğini, kırılabileceğini kabul etmek, ve bu farkındalıkların yolculuğun başında hissedilenin tersine artık utanç verici olmaktan çıkması ile bu kabulleniş yaşamın tüm hallerini birbirine bağlayan bir zemine dönüşür.

Yaşamı hafife almanın masumiyeti artık geri dönüşsüz bir şekilde kaybedilmiştir.

...

...