Header Information
Header Information
Sihrini Yaşa
Sihrini Yaşa

Blog

Teşekkür Ederim

Teşekkür Ederim

Teşekkür Ederim!

"Şükran duymak" bunu sesli söylediğinde ya da bu ifadeyi duyduğunda kendini nasıl hissediyorsun?

Hepimiz şu bize kim olduğumuzu söyleyen testlere bayılıyoruz biliyorum.

Kendimizi keşfetmek asıl yaşam uğraşı çünkü.

Hele de zihnin dala veresine; bitip tükenmek bilmeyen argümanlarına sıkışmış ve bedenden kopmuş bir yaşamsa kastettiğimiz, kendimizden fersah fersah öteye düştüğümüz bu türden bir yaşamda bu testler daha da bir anlamlı oluyor.

Her ne kadar "amaan canım eğlenmek için yapıyorum", desek de "acaba gerçekte ben kimim", bilmecesini çözmeye çalışıyoruz aslında.

Hadi bir test yapalım yukarıda sorduğum soruya aşağıdakilerden hangisi ile tepki veriyorsunuz?

Yüzümde gülücükler açıyor ve evet diyor içimdeki ses

İçim ısınıyor bu ifadeyi duyunca

"Ahh bunu hatırladığım iyi oldu", diyorum kendime. "Bir süredir unutmuştum şükran duymayı..."

"Ne şükran duyması canım? Şu içinde olduğumuz koşullarda şükran duyulacak ne var ki?" Küfret, lanet oku de, bak o zaman binbir tanesi hazırda.

"Bu lafı duyduğumda gerçekleri görmekten kaçan, şu sevgi böceği edasıyla dolaşan ve konuşan gıcık tipler geliyor aklıma. Tüylerim ürperiyor."

...

Hangisi size yakın bu şıklardan?

Eğer d ve e şıklarına yatkın ya da bu havalarda buluyorsanız kendinizi bu yazıyı özellikle sonuna kadar okuyun derim.

Öncelikle şükran duymanın tanımı ile başlayalım:

Şükran duymak demek yaşamında sahip olduklarının değerini bilmek ve tatmin olmak demektir.

Basit olmak demektir.

Olması gerekene takılı kalmış ego ve onu destekleyen ve besleyen zihin yerine elindekilerle bir hayat yaratmak demektir. Bu yarattığın hayatın içinde neşeli olmak demektir.

Ne yazık ki çoğumuz keyifsiz ve tatminsiz olmaya kodlanmış bir biyolojiye ve buna şartlanmış bir psikolojiye sahibiz.

Bunun en büyük nedeni tüketim odaklı, rekabetçi, başkalarına güvenmemeyi ve tetikte olmayı öğreten bir toplumun içinde yaşıyor olmamız.


Daha fazlası, daha özeli, daha farklısına sahip olmanın doğru olduğu öğretildi bize ve hatta özel biri olmamız, fark yaratmamız gerektiği söylendi sürekli olarak.


Kendim gibi olmam pek de yeterli değildi yani.


Hal bu iken yaşamın hep bir mücadele alanı olması ve kendimiz olmaktan memnun olmamıza ve içsel tatmin duymamıza izin vermemesi pek de şaşırtıcı değil.


Bunu değiştirmek istiyorsak önce bilinçli bir çabayla bereketli ve bonkör bir dünyada yaşadığımızı ve bu dünyanın ayrılmaz ve önemli bir parçası olduğumuzu kendimize hatırlatmamız gerek. Yaşam her haliyle seni destekliyor!!!


Şükran duymayı kendine öğrettiğinde sağlığın iyiye gitmeye, ilişkilerinde çatışmalar çözüm bulmaya başlıyor. Kendine daha çok güveniyor, empati kurmayı becerebilir oluyorsun. Ne istediğini ve ne istemediğini daha net görüyor, sınırlarını bu sayede pek güzel ve sakin bir şekilde çiziveriyorsun.


Kendine yaşamın ne kadar özel olduğunu hatırlatmayı ihmal etmesen iyi olur derim.


Sadece nefes alıp vermenin kendisinin ne mucizevi bir şey olduğunu duyumsayabilmen için pratik yap her gün.


Hayat bir hediye hem de en muhteşem hediye!


Şükran duymak hayata hangi gözle baktığına bağlı. Mavi bir gökyüzü, meyve vermek için çiçek açmış ağaçlar, çimlerde oynaşan, güneşlenen hayvanlar, elele gözgöze genç sevgililer... Neler görüyorsun gözlerini dışarıya çevirdiğinde...?


Gerçek mutluluk anın içinde olanlardan keyif almaktır, geleceğin getireceklerine kaygıyla bağımlı olmaktan vazgeçmek gerekir ya da korku ve öfkemize varolmak için tutunmayı bırakmak önemli bir iştir.


Hepimiz çok erken yaşlardan itibaren kendimiz gibi olmanın yetersiz ve uygunsuz olduğunu duyarak büyüdük.  Toplumda kabul edilmek için farklı olmamız gerekiyordu. Doğamızda bir şey ya yanlış ya da eksikti ve biz, bu eksiği tamamlamak ya da yanlışı düzeltmek için sürekli bir çaba içinde tuttuk kendimizi.


Ve ardından eksik ve kusurlu bir varlık olarak değersiz olduğumuza inanmaya başladık; hak etmiyorduk sevmeyi, sevilmeyi, neşeyi, keyfi... Ve bunun farkında bile olmadık, olamadık.


Fakat doğru olan bir şey varsa o da mükemmel bir insan, mükemmel bir yaşam, eksiksiz, hatasız bir kul olmadığı şu evrende.


Ne kadar çabalarsa çabalasın hiç kimse her zaman doğru kararı veremez ya da doğru seçimi yapamaz ve hayatta her şeyde en iyisi olamaz ya da herkesi mutlu edemez.




Yaşadıklarımızdan öğrenebiliyorsak eğer yaşam bilgeliği ediniriz zamanla, fakat mükemmele ulaşmak diye bir şey yoktur.




Mükemmel olan, ufuk çizgisi gibi ne kadar yakınlaşmaya çalışırsak çalışalım bizden uzaklaşan bir şey olarak kalacaktır.




Yanlışlarına, eksiklerine rağmen biriciksin ve değerlisin.




Bu dünyayı nasıl algılıyorsan kendini de aşağı yukarı öyle algılıyorsun. Kendinle başla işe o zaman: Ne kadar güzel ve değerli olduğunu hissederek ve bu dünyaya tüm zayıflıklarına, eksik ve kusurlu yönlerine rağmen verecek bir armağanın olduğunu hatırlayarak!




Tüm varlıklar




Varlığın tamlığını ve biricikliğini




Gören ve onurlandıran




Sevgi ve farkındalık içinde




Şifa bulsunlar ve uyansınlar.