Header Information
Header Information
Sihrini Yaşa
Sihrini Yaşa

Blog

Sevdiklerimin Bendeki Versiyonları

Sevdiklerimin Bendeki Versiyonları

Sevdiklerimin Bendeki Versiyonları

Eski zamanlarda uzak diyarlarda yaşayan bir kral ve kraliçenin kulağına uzunca bir süredir başka topraklarda ortaya çıkmış bir spritüel liderin hikayesi ve insanlara nasıl meditasyon yapmayı öğretmek için yardımcı olduğu çalınıp durmaktadır. Bütün bu dolaşan lafların, duydukları onca hikayenin ne olduğunu kendileri görmek ve anlamak isterler ve Buddha’nın öğrettiği topraklara bu büyük ustadan öğrenebilecekleri şeyler olduğu umuduyla yola çıkarlar.


Kral da kraliçe de ilk günden itibaren Buddha’nın verdiği dersleri harfiyen uygularlar ve içsel değerlendirmeyle geçen birçok günün ardından bir sabah Buddha kral ve kraliçeyi yanına çağırır ve onlara ne öğrendiklerini sorar.


Kral karısına bakar, kraliçe kocasına bakar ve her ikisi de birbirlerine bu derin içsel keşif sürecinde aslında birbirlerini sevmediklerini fark ettiklerini söylerler. Her biri de aslında sadece kendi içlerinde diğerine ilişkin yarattığı versiyonu sevmişlerdir.


Hadi o zaman dürüstlüğe davet! Çoğunlukla olan budur ilişkilerimizde öyle değil mi?


Bu kişi genellikle partnerimiz ya da dostumuzdur. İçimizde yarattığımız versiyona göre, oluşturduğumuz yargıları destekleyen belirli şekilde davranışları göstermelerini bekleriz onlardan. Peki karşımızdaki bu kişi yani gerçek olan versiyon, bizim yarattığımıza uygun şekilde davranmadığında ne olur? Hayatınız cehenneme döner ve suçlamalar, kurban rolleri sahne almaya başlar, ihanete uğramış hissedersiniz, ve senaryonun ileriki bölümlerinde çaresizlik hissi beklemektedir sizi.


Uzun yıllar hayal kırıklıkları ve kendini suçlamalarla sonuçlanan içeride güvenebileceğim bir kişi yaratıp bu tasarımı uygun gördüğüm o kişiye, uykusunda sessizce giydirdiğim ve hiç üstünden çıkarmasını istemediğim benim versiyonum bana yıllar boyu hayal kırıklıklıkları ve kendini suçlamalara mal oldu tekrar ve tekrar. Ne yaptığımın farkında olsaydım belki tekrar etmezdim ama işin kötüsü bilinçsizce başvurduğum bir yoldu bu.


İçimizde dayanak olarak görebileceğimiz bir versiyon yaratma süreci eğer çocukluğumuz ihmalkar, uyumsuz, kopuk ya da kronik stres içinde olan ya da tacizkar ve şiddete başvuran ebeveynler arasında geçmişse benliğimizin derinlerinde güvenebileceğimiz bir versiyon yaratmaktan kaçınmak neredeyse imkansız.


Çünkü çocuk olarak en temel ihtiyacımız; karnımızın doyması yanında bu dünyaya güvenen, kendini severek kabul etmiş, potansiyelini yaratma tutkusu ve heyecanı içinde olan, değişim yaratabileceğine inanan bir insan olabilmemiz için, en temel ihtiyacımız bize bakan kişinin güvenilir olması, bizimle bağ kurması ve istikrarlı olmasıdır.


Eğer sürekli temas içinde olduğumuz ve hayatta kalmak için mecbur olduğumuz bu ilişkiler bahsettiğim niteliklerden yoksun ve hatta belki tacizkar ve şiddet içeren ilişkiler ise benliğimizin derinliklerinde bu kişilerin güvenebileceğimiz versiyonlarını yaratırız. Yaşamak bir sanat, yaratım sürecinin ana motivasyonu da hayatta kalabilmek.


Kırılgan olduğumuz hayatımızın bir başkasına bağımlı olduğu çocukluk yıllarımızda hiddete ya da çöküşe sürüklenmek yerine güvende olduğumuz algısını yaratacak bu versiyonları iyi ki yaratırız, çok şükür ki bir yolunu buluyoruz. Fakat hayatımızın sonraki yıllarında bilinçsizce aynı şeyi yapmaya devam ettiğimizde; aslında  arka planında ne yazık ki değersizlik; ve utanç duyguları; bir şekilde yeterli olmadığımız, ait olmadığımız ya da görülmeyi hak etmediğimiz duygularını bastırmaya, üstünü örtmeye çalışan bir battaniyedir bu formül ve ilişkide olduğumuz kişinin bizi inciteceği inancı üzerinde yükselir.


Oysa ki ne biz değersiz ya da yetersiz değiliz ne de bu kişi bizi hayal kırıklığına uğratmış ve incitmiş kişi ile aynı kişi değil!


Bu yüzden her birimizin iç değerlendirmeye, kendini yetişkin yıllarında şefkat ve sevgi ile yeniden görmesine imkan verecek çalışmalar yapması hayat dönüştürücü olabilir ve aslında kendimize karşı sahip olduğumuz ve vakit kaybetmeden üstlenmemiz gereken en büyük sorumluluğumuzdur: Var Oluş(umuz)u bir sanatçının özeni ve duyarlılığıyla yeniden şekillendirmek.


Sinir sistemlerimiz ve beynimiz tehlike karşısında tepki vermek üzere yapılandırılmıştır ve eğer tehdit olan şey sürekli etkileşim içinde olduğumuz bir kişi ise o zaman sinir sistemimiz sürekli bir tehlike algısı içinde çalışacaktır.


Başkalarına güvenmekte zorlanmakta o kadar haklıdır ki kişi eğer, beyninde tehlikeye karşı sinir sistemini uyarmakla görevli olan ‘alarm sistemi’ aşırı hassas çalışıyor ise…


Fark etmek ilk adım.


Hayatta bir başkasına sırtınızı dayayabileceğinizi hissediyor musunuz?


Cevap evet ise harika!


Eğer hayır yanıtı geliyorsa, kendinize hatırlatın hemen:


Beni ve hayatımı tehdit eden hiçbir şey yok, güvendeyim! Ardından bulunduğunuz yerde etrafınıza göz gezdirin; duyduğunuz seslere kulak verin; burnunuza değen kokuları fark edin, gördüğünüz hoş şeyleri içinize sindirecek şekilde bakışlarınızla emin ve tekrar edin: GÜVENDEYİM!

...

...