Header Information
Header Information
Sihrini Yaşa
Sihrini Yaşa

Blog

Nesiller Boyu Travma

Nesiller Boyu Travma

Çözümlenmemiş travmalarınız sadece sizinle sona ermiyor, sonraki ve sonraki nesillere aktarılıyor. Bu konuda yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla bilinen Gerard Fromm “İnsanın yaşadığı deneyimden taşıyamadığı ne varsa yani travmatik olarak aşırı yoğun, katlanılamaz, düşünülemez olan ne varsa, sözel iletişime konu olamıyor ama genellikle duygusal hassasiyet ya da sürekli olarak kaotik (düzensiz) acil durum içinde olma hali olarak bir sonraki nesle aktarılıyor.” diye betimliyor, Lost in Transmission: Studies of Trauma Across Generations adlı kitabında. Adını koyamadığımız, derdine yanamadığımız derinlerden gelen acılarımızı çocuklarımıza teslim ediyoruz.


Bu bir yandan kötü bir haber gibi gelse de kulağa: “Hiçbir ilgimin olmadığı hikayelerin korkularını, öfkesini, utanç duygusunu taşıyorum öyle mi? Bir de buna benim yaşadıklarımdan arta kalanları ekleyin, eh ne iyi olmuş da gelmişim bu dünyaya, tadından yenmez bu yaşam serüveninin ortasına…” diye hayıflananlarınızı duyar gibiyim. Haklısınız hayıflanmakta ama, bir de şöyle düşünün: eğer genlerimiz olumsuz olaylarla değişebiliyorsa bu demektir ki olumlu deneyimlerle de değişebilecektir. Vuhuuuuu!!! Bu harika bir haber öyle degil mi? Genetik haritalarımıza hapsolmadık yani! Benim ailemin neredeyse her üyesi, abartmıyorum gerçekten toplu olarak hepimiz ‘hashimato’ teşhisine sahibiz. Bazılarınız bilir ne illet bir sorundur bu;, ruh halinizden, enerjinize, kilonuzdan, ilişkilerinize etkilemediği, burnunu sokmadığı alan yoktur ve doktorlar sadece hormon düzenleyici bir hapla sizi kapı dışarı edip, yahu iyisin bir şeyin yok dedim ya diye üstüne bir de azarlarlar kapıya doğru iteklemeden önce sizi.


O kapıdan çıktıktan sonra hayatının geri kalanında ‘Ben ne yapıyorum da bedenim sürekli stres içinde yaşıyor’, diye, düşün dur işin yoksa…


Epigenetik bilim dalı artık diyor ki; içinde bulunduğun ortamın koşullarına göre genlerinin kendini ifade ediş şekli değişebilir. Bilimi sevmeyenleriniz varsa bir daha düşünsün derim, bilimi ve kadim bilgileri birarada çalışan bütünselci yaklaşımları benimsemiş öyle çok araştırmacı var ki günümüzde!


Eh bu durumda bir otoimmun rahatsızlığı olan sevgili hashimato’m ırsi ise, demek ki benim de bir halkası olduğum aile zincirimizde yaşanmış ve çözümlenememiş ne acılar, ne yaslar var. Bedenim hala bu acıların stresini taşıyor. Bu araştırmalardan ilk haberdar olduğumda, sürekli analiz ederek kavramaya çalışmaktan katılaşmış zihnim için bu bilgiler, serin sulara atlamak gibi bir şeydi.


Anamla babamla biraraya geldiğimizde aile tarihini konuşmak en severek yaptığımız şey son birkaç yıldır. Babam pek bir şey hatırlayamıyor ve ironik bir şekilde ona da pek bir şey aktarılmamış, hadi buyrun yazının başındaki alıntıya: “baş edilemeyen deneyimler sözel olarak aktarılamasa da nesilden nesile geçiyor…” Annemin hafizası daha net olsa da o da kendi ataları hakkında çok sey bilmiyor. Olsun ben anamdan babamdan öğrendiğimi kendi cocuğuma aktararak bu zinciri kırmaya niyetliyim, bir yerden başlamak gerek öyle degil mi?


Bir de zaman ve mekanı nasıl tanımladığınıza bağlı olarak durum çok farklı bir nitelik kazanbilir. Mesela quantumculara göre akan zamanı nasıl deneyimlediğin senin algına bağlı öznel bir şey, yani linear zaman diye bir şey yok. Kendi travmalarımı iyileştirerek gelecek nesiller için kaynağı belirsiz acı, stres vs. zincirini kırabiliyorsam quantumun zaman teorisine göre bu şifalanma geçmişe yönelik de etkili olabilir? Ne diyorsunuz? 


Üzüntüler, acılar, endişeler, stres sizinle başlamamış olabilir ama sizinle sona erebilir. Kendinizi DNA düzeyinde iyileştirebilme gücüne sahipsiniz.


İçeriden şifalandırdığımızda kendimizi, sinir sistemimizdeki kaotik işleyişe düzen ve harmoniyi geri getirdiğimizde ve DNA’mızdaki geçmişten miras aldığımız genetik yıkıcı bilgileri serbest bıraktığımızda ortaya çıkan şifanin etkisi tahmin edebilecegimizden cok daha geniş kapsamlı olabilir, kendimiz ve ilişkilerimiz için.

...

...