Ait Olduğum Yer Neresi?
Ait Olduğum Yer Neresi?
Nereye ait olduğum üzerine son aylarda çokça düşünür oldum. Bu aslında çocukluğumdan beri beni meşgul eden bir konu. Çoğumuz için yetişkinlikte ve özellikle hayatın değişime gebe olduğu zamanlarda sorulan bir soruyken ben kendimi bildim bileli beri haşır neşirim bu soruyla. Biraz çirkin ördek yavrusu masalına benzetirim kendi hikayemi. Ördek ailesini bulma serüvenine çıkmak zorunda kalır başka çaresi yoktur çünkü, benim için de yaşamım ait olma hissini yaratan şeyin ne ve nerede olduğu sorusunun peşinden gitmekle geçti, geçiyor.
Ancak, hayatımda belirsiz ve bilinmez bir döneme girdiğimde özellikle gün yüzüne çıkar bu konu. Bu kaçıncıdır emin olamayacak kadar bilinmez döneme girmiş çıkmışlığım vardır. Yeni olanın, keşfetmenin ancak ve ancak cevapsız sorularla sessizce kalabileceğiniz bir süreçten geçebildiğinizde geldiğini biliyorum. İş değiştirenler, yer değiştirenler, anne olma kararı alanlar, size iyi gelmeyeni sürdürmeme ya da iyi gelecek olanın merakıyla yönünüzü yepyeni bir rotaya çevirme kararı verenler beni anladınız öyle değil mi?
Nereye aitim? Kime aitim, eğer birisine ait isem? Buraya ait miyim? Bir yer var mı ait olduğum? Bilinmezlik içinde cevabı olmayan onlarca soru arasında çekirdek sorulardır bunlar. Bazen buraya ulaşırız bazen de gündelik sorulara cevap bulmaya çalışırken kaygı ve korku içinde bu merkezden başka yerlere savruluruz. Ama soruların büyük çoğunluğu merkezde ne kadar ait hissettiğimize bağlı ortaya çıkar.
Ait olduğumuzu hissetmek duygusal, ruhsal, zihinsel ve fiziksel sağlığımız için çok önemli. Bu his bize güvence verir, güçlendirir ve huzur içinde olmamızı sağlar. Tersi olduğunda yani o şehre, o işe, o kişiye, o gruba ait olmadığın hissini taşıdığında ise yalnızlık, korku ve kaygı içine düşersin.
Ekonomik ve siyasi koşullar nedeniyle bilinmezin içinde nasıl kalabileceğinin kaygılı arayışı içinde olan o kadar çok kişiyle konuşuyorum ki son zamanlarda. Özellikle de anne babaların çocuklarının geleceğine dair yüksek endişe duyduğuna tanık oluyorum sıklıkla.
Kaygı kaygıyı doğuruyor ve içsel kaos artan kaygı ile büyüyor. Ve karmaşa içinde atalet hakim oluyor, verimsizlik, ve çözümsüzlük kara bulut gibi yaşamların üstüne çöküyor. Ve tüm bunlar birbirini beslerken her birimiz daha az ait hissediyor ve güvenini, inancını yitirmiş mutsuz bir hayatı sürüklemeye çabalıyoruz.
En zor koşullardan geçmiş insanların bunu nasıl başardıklarına baktınız mı hiç? Nasıl ayakta kalabilmişler merak ettiniz mi?
Bence her birimizin kendimize sormamız gereken iki önemli soru var? Bu noktaya nasıl geldim? Çözüm yolları yaratmaktan beni uzaklaştıran kaygı dolu enerjiyi hem kendim hem de çevrem için nasıl değiştirebilirim?
Ben özellikle kötülükten, nefretten, her şeyin berbat gittiğinden bahseden haberlerden uzak durmayı seçiyorum çünkü umudum hiç solmasın istiyorum. Sabahları çiçeklerime dokunup, koklayarak güne başladığımda günümün daha sakin ve huzurlu devam ettiğini biliyorum bu yüzden, uyandığımda ilk iş elime telefonumu almamayı seçiyorum. Bana bir olmayı, bütünün değerini hatırlatan ve ait olduğum hissini veren insanların yanında daha güçlü, daha mutlu ve umut dolu hissediyorum ve artık sedece bu insanlarla bilikte olmayı seçiyorum.
O zaman sen de düşün; güne nasıl başlarsan daha iyi hissediyorsun? Takip ettiğin haber kanalları sende kaygı yaratıyorsa gerçekleri ajitasyon katmadan aktaran kanalları seçebilirsin. Sosyal medyada diğerlerinin hayatlarına tanık olurken kendini daha mutsuz ve değersiz hissediyorsan bu kişileri takip etmeyi bırakabilirsin. İşinde enerjini yiyip bitiren bir yönetim varsa işini değiştirmeye karar verebilirsin. Yaşadığın yerde iyi hissetmiyorsan başka yerleri araştırabilirsin. Seni eleştiren, güçsüz hissettiren, sürekli akıl veren çünkü bildiğini sanan insanların yanında olmak yerine seni kendinle barıştıran, sana huzur ve cesaret veren insanlarla birlikte olmayı seçebilirsin.
Söylemesi kolay ama gerçekte o kadar kolay olmuyor diye bana içinden direnenler olacak biliyorum. Direnci belki anlayabilirim ama sakın bana ‘İmkansız’ demeyin. Eğer farklı şekilde yaşamak istiyorsan o zaman hayatında küçük de olsa hemen atmaya başlayabileceğin adımlar olduğunu bil. Bu adımları attığında göreceksin ki değişen çok şey var.
Bir yandan minik adımlar atarken bir yandan da kalbinin sesine daha çok kulak ver, bedenini duy. Hayatın içinde durakladığın zamanların olsun. Sessizlik içinde kalmayı pratik et. Sustuğun ve dinlediğin, dinlendiğin zamanlar yarat.
Dikkatini neyi değiştirebileceğine odakla, neyi yapamayacağına ve neyin imkansız olduğuna değil. Sana güven veren insanlarla birlikte olmayı seç, yanlarında ait olduğun hissini yaşadığın insanlarla çevrelenmene izin ver.
İçinde olduğumuz bedene, etrafımızı saran diğerlerine ve üzerinde yaşadığımız topraklara ait olduğumuzu hissettiğimizde kaygımız azalacak; umudumuz ve cesaretimiz artacak.
Ait olmak huzur verir.
Ait olmak güçlü hissettirir.
Varlığın filizlendiği köktür.
Kabul edildiğimizi ve iyiliğimizin önemsendiğini bilmektir. Güvende hissetmektir.
Bu hissi yaratmak istiyorsak yaşamımıza karşı nasıl bir tavır içinde olduğumuza; birbirimize nasıl davrandığımıza, birlikte işbirliği içinde nasıl çalıştığımıza bakmamız gerekiyor.
Nihayetinde, bende senden, sende benden parçalar var. Senin iyiliğini kendi iyiliğim kadar önemsemeliyim çünkü iyilik hali birlikten ayrıştırılamaz, ancak onunla yeşerir ve köklenir.
...
...






